Kurt Hutton

"Strazburg’dan Londra’ya – Hübschmann’dan Hutton’a"

Kurt Hutton @ Leica Gallery İstanbul

“Strazburg’dan Londra’ya – Hübschmann’dan Hutton’a”

İngiliz foto muhabirliğinin kurucularından Kurt Hutton ilk kez Türkiye’de!

Foto muhabirliğinin öncülerinden ve fotoğrafları ile tarihe ışık tutan sanatçı Kurt Hutton’ın eserleri Türkiye’de ilk kez sanatseverlerle buluşuyor. “Strazburg’dan Londra’ya – Hübschmann’dan Hutton’a” başlıklı sergiye, 20 Aralık 2016- 11 Mart 2017 tarihleri arasında, Leica Gallery İstanbul ev sahipliği yapıyor.

Leica Gallery İstanbul, İngiltere’de foto muhabirliğinin kurucularından kabul edilen Kurt Hutton’ın Türkiye’deki ilk sergisine ev sahipliği yapıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’dan kaçarak, İngiliz vatandaşlığına geçerken, korunma amaçlı ismini değiştiren Hutton’ın eserleri bizi savaş sonrası İngiltere’ye götürüyor. Picture Post Dergisi’ne kuruluşundan itibaren katkıda bulunan Hutton’ın, 35 mm objektifinden dönemin Avrupa’sını izliyoruz. “Strazburg’dan Londra’ya – Hübschmann’dan Hutton’a” başlıklı sergi, 20 Aralık 2016- 11 Mart 2017 tarihleri arasında Leica Gallery İstanbul’da ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.

 “Bir fotoğrafçı için fotoğrafını çektiği kişilerin kendisine bir anlam ifade etmesi gerekir, işte o zaman o kişilerin kendileri adına konuşan bir fotoğrafını çekebilecektir” – Kurt Hutton

Sergide, Hutton’ın Leica fotoğraf makinesi ile çektiği, İngiliz işçi sınıfının hayatı ile refah içinde yaşayanların hikâyelerini gözler önüne seren fotoğraflar yer alıyor. Weekly Illustrated, Picture Post dergilerinde 900’ün üzerinde fotoğraflı makalesi yayımlanan Kurt Hutton, aynı zamanda foto muhabirliğinin de kurucuları arasında gösteriliyor.

Ernst Schlogelhofer, 28 Ocak 2017 Cumartesi günü Leica Akademie İstanbul’da, Getty Images’da Kurt Hutton ile karşılaşmasını ve Kurt Hutton’ın foto muhabirlik tarihindeki önemini anlatan bir seminer verecektir.

Kurt Hutton, 11 Ağustos 1893’de Strazburg’da Kurt Hübschmann olarak doğdu. 1911 ila 1913 yılları arasında, Oxford Queen’s College’de hukuk eğitimi aldı. 1918 yılına kadar savaşta görev aldı ve ardından İsviçre’nin St. Moritz şehrine gitti. 1921’de Margereta ‘Gretl’ Ratschitzky ile evlendi. Germaine Krull’un asistanı olarak çalışmasının ardından, Berlin’de bir portre stüdyosu kurdu. 1934’de Londra’ya göç etti ve burada başarılı bir foto muhabiri oldu. Hutton, 1960 yılında, Aldeburgh, Suffolk’ta hayata gözlerini yumdu.

LEICA GALERİ İSTANBUL: KURT HUTTON

Kurt Hutton – Öncü Bir Ruh

Bu çalışmayı ilk kez Golden Oldie serisi için hazırlayıp gözden geçirilmesi için Black and White Photography’nin editörüne gönderdiğim günün ertesinde telefonla arandım ve çalışmanın kullanılmayacağını öğrendim. Bir şekilde korkmuş ve bunun sebepleri hakkında kendi kendime sorular sormaya başlamıştım; çok mu kötü yazılmıştı yoksa konusu ilginç değil miydi? Editör daha sonra Golden Oldie serisi için gönderdiklerimin arasından birkaç tane fotoğraf seçmenin neredeyse imkânsız olduğunu açıkladı – arasından seçim yapılamayacak kadar çok harika fotoğraflar vardı. Bundan dolayı, tek sayfalık çalışmayı altı sayfalık bir makale haline getirmeye karar verdiler. Çok sevinmiştim. Fotoğraf muhabirliğinin belki de en büyük ustalarından biri hakkında bir yazı çıkacaktı. Golden Oldie serilerindeki çoğu çalışmada olduğu gibi bu tip konular genellikle dikkate alınmazdı. Dikkate alınmamak bir yana, bu kişi benim en sevdiğim fotoğrafçıydı ancak hayattaki çoğu şeyde olduğu gibi bazen güzellik bakan kişinin gözlerinin içindeydi. Bu yüzden derginin editörü de aynı kişinin eserlerini tutkuyla sevdiğini söylediğinde, sözleri kulağıma müzik gibi geldi!

Modern fotoğraf muhabirliğinin öncü günleri hakkında konuşurken birçok isim aklımıza gelir. Henri Cartier-Bresson, Martin Munkasci ve Andre Kertesz aynı tarzın temsilcilerinden sadece birkaçıdır. Ancak “muhabirliğin kurucu babalarından” bir tanesi genellikle bu listeye alınmaz. Bu kişi fotoğrafçılık devriminin en ön cephesinde yer almış ve yukarıda bahsedilenler gibi, fotoğraf dünyasını değiştirecek birçok çalışmaya imza atmış bir adamdır. Kurt Hutton; tıpkı kendi çağdaşları gibi takip eden nesiller üzerinde her açıdan etkili olan ve çığır açan, ancak maalesef günümüzde gözden kaçan bir isimdir.

Kurt Hübschmann, 1893’de o zamanlar Almanya’nın bir parçası olan ancak şimdi Fransa topraklarında bulunan Alsace bölgesinin Strazburg şehrinde doğdu. 1911 ila 1913 yılları arasında Oxford’da hukuk eğitimi aldı, ancak bu çabasında pek istekli değildi. 1914’te 1. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte, bu genç Alman akademik çalışmalarını terk etmek için bahane buldu ve kısa bir süre sonra Alman ordusunda subay olarak göreve geldi. 1918 yılında savaşın bitmesiyle birlikte,  Almanya’da kalmaya karar verdi ve kariyeri hakkında ciddi bir şekilde düşünmeye başladı. Fotoğrafçılığın cazibesine kapılmasına rağmen, gençliğinin de verdiği etkiyle bunu ciddi bir meslekten çok bir hobi olarak değerlendirdi. Tamamen kendi kendini eğitti ve sonunda cesur bir adım atarak 1923’de Berlin’de kendi portre stüdyosunu açtı. Karlı olabilecek bir iş olmasına rağmen kısa süre sonra sıkılmıştı. Muhabirliğin gerçekliğini tercih etti ve 1929’da serbest meslek kariyerine başladı. Simon Guttmann’ın Dephot ajansı adına çalışırken, Munich Illustrated Press ve Berliner Illustrated gibi yeni kurulmuş Alman fotoğraf dergilerine çeşitli fotoğraflı makaleler sundu. Bu fotoğraf dergilerinin birçoğu için çalışan dahi Fotoğraf Editörü Stefan Lorant’ın gözetiminde ve fotoğrafçı Felix Man’ın (Hans Baumann) rehberliğinde fotoğraf muhabirliğine geçti. Bu, Hutton’un kariyerinde bir dönüm noktası olacaktı. Mann ve Lorant, Hutton’ı o güne kadar fotoğrafçılık dünyasındaki çoğu önemli isim tarafından sadece bir oyuncak olarak görülen, yeni icat edilmiş küçük formatlı fotoğraf makinesiyle tanıştırdı. Ancak Hutton, fotoğraf muhabirliği dünyasında hızlı bir devrim yaratacak bu yeni teknolojiyi çabuk benimsedi.

Hübschmann, 1934’te Londra’ya yerleşti ve Britanya’da artan Almanya karşıtı düşüncelerden dolayı, 1937’de Hutton adını aldı. Tekrar Lorant’la çalışmaya başlayan Hutton, 1938’de kurulan efsanevi Picture Post dergisine katılmadan önce, meslektaşları Felix Man ve James Jarché ile birlikte Weekly Illustrated dergisinde dört yıl fotoğrafçı olarak çalıştı. Bir avuç çalışandan biri olan Hutton, Man ve Haywood Magee isimli bir İngiliz fotoğrafçıyla birlikte bu derginin hızlı ve olağanüstü başarısında en az Lorant kadar pay sahibi oldu. Leica marka fotoğraf makinesiyle çektiği, gerek İngiliz işçi sınıfının gerekse refah içinde yaşayanların hikâyesini anlatan fotoğrafları Hutton’un zekâsının ürünleriydi. Hutton, Picture Post dergisindeki ilk günlerinde çok üretkendi ve neredeyse bütün sayılarda birçok fotoğraflı makale çalışmaları yayımlanıyordu. Alman asıllı olmasından dolayı Hutton, 1940 ila 1941 yılları arasında yabancı bir düşman gibi görüldü, ancak Hulton Press yönetiminin çabalarının ardından 1949 yılında İngiltere vatandaşlığına alındı. 1950’de emekli olana kadar dergide çalışmaya, emekliliğinin ardından ise 1957’de dergi kapanana kadar fotoğraflı öyküler hazırlamaya devam etti. Hutton, Picture Post dergisine açılışından kapanmasına kadar katkıda bulunan tek fotoğrafçıydı. Hutton’un kariyeri boyunca belki de tek gerçek başarısızlığı – bu noktada 1941 yılına kadar çalışmalarında fotoğrafçının ismine bile yer vermeyen işverenlerin de büyük payı vardır – adını ve çalışmalarını tanıtamamasıdır. Belki de bu, Kurt Hutton’ın adının, o dönemden bahsederken Cartier-Bresson gibi neden hemen akla gelmemesinin sebebidir.

Hutton kariyeri boyunca neredeyse her zaman aynı ekipmanları kullandı. Leica ve Contax fotoğraf makineleri ile Sonnar ve Elmar lenslerine her zaman güvendi. Seyahat ederken mümkün olduğunca az yük taşımayı tercih etti. Hutton, mümkün olan her yerde doğal ışıkla çalıştı ve nadiren flaş kullandı. Dışarı çıkmadan önce nelerin fotoğrafını çekeceğini nadiren planlardı. Fotoğraflı makalelerinde işlediği konular gerçekten de ilgilendiği konulardı, sezgileriyle fotoğraf çekmeye yatkındı. Pozlama değerlerini fotoğrafı çektikten sonra nadiren kontrol ederdi. Kendisi bunu çok önemsemese de, teknik olarak daima kaliteli işler ortaya çıkartması onu ayrıştıran özelliklerinden biriydi. İnsani durumlara karşı hassasiyeti ve kompozisyonlarının doğallığı Hutton için en önemli şeylerdi; “suni fotoğraf” diye adlandırdığı olgudan ise nefret etti. Fotoğraflarını “hayatın olağan ve olağanüstü yanlarıyla objektif bir resmini” sunmak olarak tanımladı; bu da zaten Picture Post dergisinin en belirgin özelliği olmuştu.

Dergide çalıştığı zaman içerisinde 900’ün üzerinde fotoğraflı makale hazırladı ve Britanya’da dönemin öncü 35 mm fotoğrafçılarından biri olarak değerlendirildi. Utangaç ve içine kapanık biri olan Hutton, kendine özgü yünlü ceketi ve tek camlı gözlüğüyle tam bir İngiliz centilmeniydi; kesinlikle meslektaşları gibi yoğun çalışan bir fotoğraf muhabiri gibi görünmüyordu. Ancak kendi kendine öğrendiği fotoğraf muhabirliği üslubu Bill Brandt, Felix Man ve Bert Hardy dâhil olmak üzere meslektaşları tarafından büyük saygı gördü. Ölümünden önceki son yıllarında Suffolk, Aldeburgh’a taşındı ve Hutton’a kariyeri boyunca ortaya koyduğu çalışmalarında görülen sıcakkanlılığı, insancıl ve sempatik yaklaşımına derin saygı duyan Benjamin Britten’in biyografik fotoğrafçısı oldu. Hutton, 1960 yılında 67 yaşındayken Suffolk’daki evinde hayata gözlerini yumdu.

Kurt Hutton’un 1938 ve 1957 yılları arasında çektiği fotoğrafları Getty Images’a bağlı Hulton Archive içerisinde tutulan Picture Post koleksiyonunda yer almaktadır.

Yazar: Matthew Butson

Hulton Arşivi Asbaşkanı

Birleşik Krallıklar “Royal Photography Society” Akademik Üyesi

ESERLERLE İLGİLİ DETAYLI BİLGİ ALMAK İÇİN BİZE YAZABİLİRSİNİZ

Lütfen aşağıdaki formu doldurun ve gönderin. Size en kısa sürede yanıt vereceğiz.

YUKARI