Thomas Hoepker

"Ani Bir Zafer"

« 1 arasında 2 »

 MAGNUM FOTOĞRAFÇISI THOMAS HOEPKER’İN TÜRKİYE’DEKİ İLK KİŞİSEL SERGİSİ

LEICA GALLERY’DE

 Leica Gallery İstanbul; Doğu Berlin’e ilk kez giren, 1966’da boksör Muhammed Ali’yi fotoğraflayan Magnum fotoğrafçısı Thomas Hoepker’in, Türkiye’deki ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. 11 Eylül saldırılarında yakaladığı kareyle tarihe geçen “Leica Hall Of Fame” ödülü sahibi Thomas Hoepker’ın “Ani Bir Zafer” başlıklı kişisel sergisi, 25 Mart-3 Haziran 2017 tarihleri arasında bomontiada’da yer alan Leica Gallery’de görülebilecek.

Bomontiada’da yer alan Leica Yerleşkesi içindeki Leica Gallery İstanbul, Magnum fotoğrafçısı Thomas Hoepker’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. “Leica Hall Of Fame” ödüllü fotoğrafçı Thomas Hoepker’ın “Ani Bir Zafer” başlıklı sergisi 24 Mart - 3 Haziran 2017 tarihleri arasında ziyarete açılıyor. başlığını 17. yüzyıl filozoflarından Thomas Hobbes'un mizahı “ani bir zafer” olarak tanımlamasından yola çıkan sergi, katalog yazısında geçen “Belki mizah bizi daha esaslılarına götürecek ani bir zaferdir” ifadesi üzerinden şekilleniyor.  2003 - 2006 yılları arasında Magnum başkanlığı yapan Hoepker, bu sergi vesilesiyle İstanbul’a da gelecek.

Sergide yer alan seçki efsane boksör Muhammed Ali’nin 1966 yılında çekilen karelerinden, 11 Eylül 2001’de insanın yarattığı zulüm ile insan ruhunun hafifliğini bir araya getirdiği tarihe damga vurmuş fotoğrafına kadar Hoepker’ın siyasi ya da gündelik konulara sıra dışı açılardan yaklaşan eserlerinden oluşuyor.

Sergi, 24 Mart-3 Haziran 2017 tarihleri arasında Leica Gallery İstanbul’da ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.

Thomas Hoepker Hakkında

Thomas Hoepker, 1936’da Münih’te doğdu. Sanat tarihi ve arkeoloji eğitiminin ardından 1960-1963 arasında Münchner Illustrierte and Kristall için sözleşmeli fotoğrafçı olarak çalıştı. 1964’de foto muhabiri olarak Stern dergisinin kadrosuna girdi. 1974-1976 arasında, karısı gazeteci Eva Windmoeller ile önce Doğu Almanya'da, ardından Stern dergisi temsilcileri olarak New York'ta çalıştılar. Hoepker 1978'den 1981'e kadar GEO dergisinin Amerika baskısının fotoğraf direktörlüğünü yürüttü. 1987-1989 arasında Hamburg'da Stern dergisinin sanat yönetmeni olarak görev yapan Hoepker, New York'ta yaşamakta.  İkinci karısı Christine Kruchen ile birlikte Easter Adası ve Arjantin buzulları hakkında televizyon belgesellerinin yönetmenliği ve yapımcılığını üstlendi.

LEICA GALERİ İSTANBUL: THOMAS HOEPKER

Bu metin 24 Mart-3 Haziran 2017 tarihleri arasında Leica Galeri İstanbul’da gerçekleşen Thomas Hoepker’in “Ani Bir Zafer” başlıklı kişisel sergisinin kataloğu için yazılmıştır.

“Ani Bir Zafer”

“Ciddiye alınmamak politikamızın bir parçası. Çünkü karşı taraf kim olursa olsun, tüm görülür hallerinde mizahı kaldıramıyorlar. Biz komiğiz, gerçekten, onlar ise Laurel ile Hardy. Biz John ve Yoko'yuz, Martin Luther King, Keneddy ve Gandhi gibi ciddi insanlardan daha çok şansımız var; çünkü onların hepsi vuruldu.”

John Lennon

Mizah, mizahi bir mesele değildir. Gülüp geçerken üzerimizdeki etkisine pek aldırmaz, hayatımızda hangi rollere bürünebileceğini gözden kaçırırız. Tarihe baktığımızda birçok şaşırtıcı cevabın göz ardı edilen alanlardan çıktığını fark ederiz. Mizah da, birey ve kitle psikolojisindeki etkisi göz önüne alındığında, biraz daha kurcalanmayı sabırla bekler.

Siyasi taşlama Batı dünyasında alternatif gazeteciliğin bir şekli olarak oldukça yaygın. Toplumsal hareketler; sosyal medya ve sokak gösterileri yoluyla çoğu kez bu kaynaktan yararlanıyor. Sanat gibi dolaylı olan bu dil, yeni bir ifade alanı açarak mevcut gerçekliğe eleştirel bir bakış açısı sunuyor ki bu da kimi zaman en ivedi ihtiyacımız.

"11 Eylül terör saldırılarının ardından komedinin öldüğü, bir daha hiç gülemeyeceğimiz yönünde bir his doğdu. Komedyenler şaşkındı; komedi kulüpleri kapandı, bir daha ne zaman açılacakları da bilinmiyordu. Fakat gördük ki komedi ölmedi ve komedyenler belli bir süre sonra kendilerine geldiler. Yıllar geçtikçe 11 Eylül hakkında espriler yapılmaya bile başlandı. Bu da, Mark Twain'in ünlü sözünü doğrular gibiydi: 'Trajedi artı zaman eşittir komedi.'"* Psikolog ve antropolog Gil Greengross bu satırları Eylül 2012'de yazdı.

Mizah, bilgiye erişimi kolaylaştıran, hatta geçici iktidar anı yaşatan bir iletişim kanalı. Televizyon ekranından evimize taşan otoritelere karşı, salonlarımızdaki koltuğa yayılarak gülmek, kusurlarıyla lise arkadaşlarıymış gibi dalga geçebilmek parayla elde edilemez bir lüks, reçetesiz bir antidepresan ve hatta gizli bir bağımlılık olabilir. Eski komedyanın en büyük yazarı olarak tarihe geçen Aristofanes'ten beri alayın gücünden korkulur. Antik Yunan kadar köklü bir gelenek olan parodi, hem iktidar dinamiklerini dengeleyen bir unsur hem de acı gerçekleri şekerle kaplayıp yutulur hale getiren bir kurtarıcı gibidir. Mizah da şiddet gibi sahibine anlık bir yenilmezlik hissi vadeder, fakat şiddetin hem tadı hem de sonuçları çok daha acıdır. Günümüzdeki siyaset sahnesinin seyircileri şüphesiz salt pasif gözlemciler değil ve onların en etkili araçlarından biri halen hiciv.

Olağanüstü durumlar yaratıcı çözümler gerektirir. Mizah bu noktada çatışmalarla yüzleşmenin daha sanatsal bir yolu olarak karşımıza çıkar. Efsanevi boksör Muhammed Ali'nin karakterinin özünde –tıpkı Thomas Hoepker gibi– insani değerler ve mizah unsuru vardı. Muhammed Ali bir gün antrenmanına ara verip Hoepker'e doğru bir yumruk sallayarak "Selam!" dediğinde, anlık bir refleksle fotoğrafı yakalayan Hoepker kariyerindeki en önemli karelerden birine imza attığını bilmiyordu. Muhammed Ali’nin hayatı, ringin içinde ve dışında mücadeleyle geçse de, Hoepker onun alaycı yönünü bizlere aktarmayı başardı. Muhammed Ali boksu dans eder gibi icra etti; rakiplerinin yumruklarını savuşturmak için elleriyle her daim yüzünü korumak yerine farklı bir savunma sistemi geliştirdi. Vahşi yumruklara benzersiz karşılıklar üretti ve bu da onu unutulmaz bir kahraman yaparak beklenmedik zaferlere götürdü. Cenazesinden sonra azılı rakiplerinden George Foreman, Ali için “O bir sanatçıydı**" demişti. Hoepker’in Muhammed Ali fotoğrafları kitlelerin rol modeli haline gelmiş bir figürün mirası olarak tarihe geçti.

Tarih, çağdışı görüşlerin dönemlerini değiştirmeleriyle örülüdür ve mizah da kalıpları esneten düşünceleri aktarırken engelleri kaldırmanın, ikna ve propagandanın bir yöntemi olarak kullanılır. ABD'de 20. yüzyılda mizah –hoşgörü ve demokrasi ile birlikte– bir Amerikan erdemi olarak görülmüş ve Almanya'nın Nazi, Rusya'nın komünist diktatörlüklerinin karşısında konumlanmıştı***. Diğer rejimler, mizah ve kahkahadan yoksun, keskin hatlı, renksiz tablolar olarak algılanmıştı. Batı Berlin'den Doğu Berlin'e geçebilen ilk foto muhabiri Thomas Hoepker, 1974'ten 1976'ya kadar Stern haber dergisinin Doğu Berlin muhabirliğini yaptıktan sonra, dünyada yaşamak istediği yeri seçme fırsatını elde etti. Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde kaldığı dönemde hiç de güllük gülistanlık olmayan bir hayat yaşayan Hoepker’e bu şansı, Stern sundu. Böylelikle, taşınmaya karar verdiği New York’ta 11 Eylül 2001’in en çarpıcı karelerinden birini yakaladı. Fakat çağdaşlarından farklı olarak Hoepker, bu tarihi anda insanın yarattığı zulüm ile insan ruhunun hafifliğini bir araya getirmeyi başarmıştı.

Hoepker’in siyasi ya da gündelik konulara alaycı, sıra dışı açılardan yaklaşan fotoğrafları kimi zaman tartışmalara yol açtı. Oysa ortalığı karıştırmadan beklentilere uyan, kalıpları sarsmayan belgelerin, dönemine daha mı çok faydası olurdu? Hoepker’in bu kendine has dili hicve gebeydi. Onun mizahi yönünü ortaya koyan “Strange Encounters” (“Tuhaf Tesadüfler”) adlı kitabının önsözünü Eliott Erwitt'in yazmış olması pek şaşırtıcı değil. Hoepker, hayatını adadığı fotoğrafçılığı, en trajik sahnelerdeki insaniyeti, gücün daimi el değişimini, iktidarların kırılganlığını göstermek için kullandı. Belki de İran, Almanya, ABD, Togo, SSCB, Endonezya, Çin, Etiyopya ve gittiği diğer birçok ülkede tanık olduklarının ötesine geçmenin yolu buydu. Biz ancak göstermek istediği, fotoğrafladığı ama paylaşmadığı, hatta fotoğraflamayı bile reddettiği karelerin arasından onun bize yansıttığı seçkiye şahidiz. Hoepker de, diğer foto muhabirleri gibi hikâyenin ne kadarını algılayacağımıza karar veren makam olarak, fotoğraflarında bize gerçeği sindirebileceğimiz lokmalar halinde sundu.

Mizah doğanın bir hediyesi, zamana meydan okuyarak türümüzün devamını sağlayan evrensel bir dildir. Bir bebeğin ilk sesli tepkisi önce ağlamak, sonra gülmek olur ve bu döngü insan ömrü boyunca sürer. Kısa zaman önce, kocasını yeni kaybetmiş bir kadının kahkaha attıktan sonra yine gözyaşlarına boğulduğuna tanık oldum. Belki de gülebilmek hem bireysel hem de kitlesel seviyede hiçbir ilacın sağlayamayacağı bir direnç yaratır. Kökü Latincede sıvı anlamına gelen ‘(h)umor’ kelimesinin kana, suya ya da ilaca referans vermesi muhtemelen tesadüf değildir. Siyaset ve eğlence sektörlerinin arasındaki sınırın daraldığı bir dönemde mizah, ağrı kesici görevi üstlenebileceği gibi, doğru kullanılırsa büyük değişimlere de ilham verebilir. 17. yüzyıl filozoflarından Thomas Hobbes'un düşüncesinden hareketle, belki mizah bizi daha esaslılarına götürecek ‘ani bir zafer’dir.

Yasemin Elçi

*Greengross, Gil, Ph.D. "When Do Tragedies Become Funny?" Psychology Today. Web. 01 Mar. 2017.

**BeanymanSports. "George Foreman Reacts To The Death Of Muhammad Ali." YouTube. 04 June 2016. Web. 01 Mar. 2017.

***The Psychology of Humor: An Integrative Approach, Rod A. Martin. Burlington, MA : Elsevier Academic Press, 2007.

 

ESERLERLE İLGİLİ DETAYLI BİLGİ ALMAK İÇİN BİZE YAZABİLİRSİNİZ

Lütfen aşağıdaki formu doldurun ve gönderin. Size en kısa sürede yanıt vereceğiz.

YUKARI